post image

Hayır Diyebilmek

Artık yapmak istemediğimiz ve yapmaktan hoşlanmayacağımız her şeye HAYIR deme vakti gelmedi mi? Karşımızdaki kişi kırılmasın, incinmesin, bize kızmasın, bizim hakkımızda kötü düşünmesin, bizden vazgeçmesin… Artık bunları düşünerek HAYIR diyemeyip yaptığımız, hem yaparken hem de sonrasında mutsuz olduğumuz günleri geride bırakmanın zamanı gelmedi mi? İnsanların bizleri olduğumuz gibi kabul etmeleri yargılamamaları bizim düşüncelerimize de saygı göstermeleri anlayışlı olmaları çok hayali bir beklenti mi? HAYIR diyemeyip istemeden yaptığımız her şeyde kendimizden taviz veriyoruz. Ruhumuz ve kişiliğimiz hep zarar görüyor. Kendimize olan saygımız güvenimiz zedeleniyor. Kendimizi kendi gözümüzde değersizleştiriyoruz.  Bunlardan dolayı da kendimize kızıp kendimizi cezalandırıyoruz. Karşımızdaki kişinin veya kişilerin ise bizim bu iç savaşımızdan hiç haberi olmuyor. Kendi isteklerinin yerine gelmesinin mutluluğuyla bir teşekkür edip yollarına devam mı ediyorlar?  Hayır. Çok kıymetli büyüğümden duyduğum ve inandığım şu cümleyi sizlerle paylaşmak istiyorum                                                     ‘ Fazla taviz mütecavizin taarruzunu arttırır ‘  İşte çevremizdeki insanlar bu sözün doğruluğunu kanıtlarcasına hep ; ‘nasıl olsa kıramıyor, o zaten alışık , ne olacak sanki bunu da yapıversin.’  düşünceleriyle daha fazlasını istiyorlar.  Elini verip kolunu kaptırmak misali. Sabır taşımızın çatladığı, bardağımızın dolup ta taştığı nadir anlarda itiraz etmeye, hayır demeye çalıştığımızda ise;  istekleri yapılacak diye bekleyen o insanlara sanki dünyanın en büyük kötülüğünü yapıyormuşuz gibi   onların kırıcı tepkilerine maruz kalıyoruz. Bizler ancak kendimizin farkına varıp, bu davranışımızdan rahatsız olup, değişmeye karar verdiğimizde; bilinçaltımızda yatan problemi bulup çözüm sürecini başlatabiliriz. Ancak bu şekilde kendimizi özgürleştirip insanlara bu dünyada bizim de  bir yerimiz  olduğunu, isteklerimiz olduğunu  gösterebiliriz. En önemlisi ise kendimize saygı duyabilir,  kendimizi sevebilir ve değerli görebiliriz. Böylece insanların ne düşündüklerini önemsemeyip ,  gerçek sahibimizin bir tanesi ve kıymetlisi olduğumuzu hatırlarız…

Seni Kimler Aldı?

Merhaba arkadaşlar. 1991 senesinde çıkardığı "Gülümse" albümünün en damar parçalarından birisi olan, dinlerken insanı hüzünlendirse de, boğazına düğüm atsa da, sonradan tatlı bir ferahlık veren mükemmel ötesi, Sezen Aksu'nun eşsiz vokaliyle insanın tüylerini diken diken eden, harika bir şarkı olan "Seni Kimler Aldı?" dan bahsediyoruz... Giden sevgilinin arkasından dinlenen/dinlenebilecek şarkıların başında gelmiyor mu? Bence geliyor. Bence giden sevgilinin arkasından dinlenebilecek yapılan en güzel şarkı. Sezen'e bu şarkı çok teşekkür ediyoruz. Bu şarkının back vokali Onur Mete'ye aittir. Giden gitmiştir, gittiği gün bitmiştir diye kendimizi kandırdığımız zamanlar oluyor. Söylemeye dilimiz varmasa da, gittiği gün gerçekten bizim için bitmiş oluyor. Düşünsenize canım dediğinizin gözlerine bir daha bakamayacak olmayı? İnsanı eriten, benliğinden uzaklaştıran, "artık gitti" kalıbını kalbinize oturtan o duyguyu yaşamayı düşünmek bile insanın tüylerini diken diken eder... Bir de başkası ile beraber olduğunu hayal edin. Bakın o zaman neler oluyor...  Kendinizi sokağa atıyorsunuz, kalabalıklar içinde yalnız hissediyorsunuz. Tertemiz havada nefes alamıyor, içiniz sıkışıyor. Bende de oluyor arada, atıyorum kendimi sokağa. Mersin'de Kızkalesi var, harika bir yer. Oraya gidiyorum ve sahilde biraz yürüyorum. Akabinde kumsala oturuyor ve denizin sesini dinliyorum. O dalgaların sesi bana terapi gibi geliyor. Varsa derdim anlatıyorum denize ve haftalık terapimi bitirmiş oluyorum. Daha sonra da dönüş yolu ve Candan Erçetin'in unutulmayan şarkısı "Unutma Beni" yi açıyor ve giden sevgiliyi o karanlık ve ıssız yolda yanımda olduğunu hayal ediyorum. Bu şarkıyı dinlememeniz, ihtiyacınızın olmaması temennisi ile diyor ve yazımı sonlandırıyorum. Sevgiyle...

Böyle Aşk Dünyada Yok

Merhaba arkadaşlar. Bugünkü konumuz videodan da anlaşılacağı gibi böyle aşk yok yada böyle aşk gerçekten var mı sorusuna yanıt arayacağız. İsterseniz videoda geçen çiftlerimizden bahsetmeye başlayalım. Çiftlerimiz Bill, Glad'i ilk defa 8 yaşındayken görüyor ve Glad'in abisi ile arkadaş oluyor. Bill, abisi ile oyun oynarken, yolda yürürken veya bisiklet sürerken Glad'in onu izlediğini farkediyor. Ama Bill ilgilenmiyor. Fakat Bill 17, Glad ise 16 yaşına geldiği zaman (aralarında 1 yaş fark var) Bill Glad'i giyinmiş, kuşanmış ve dört dörtlük bir elbise içinde görünce Bill'de bir şeyler oluyor. Bill'in kendi ağzından aynen "Bundan böyle Glad benim için tektir" diyor. Tabi doğal olarak evleniyorlar ve 2004 - 2005 senesinde Bill, Glad'de bir farklılık olduğunu anlıyor. Doktora gidiyorlar ve maalesef Glad'e alzheimer teşhisi koyuyorlar. İşte bizim hikayemiz bundan sonra başlıyor. Bill, Glad'i o durumda bırakmıyor, aksine daha da sahipleniyor. Onunla gençlik yıllarından kalma bisiklet ile gezmeye götürüyor, hiç usanmadan Glad ile ilgileniyor, ona yemek yediriyor, onu yıkıyor ve onu bırakmıyor. İnsanlar Bill'e bunu neden yaptığını, Glad'in zaten bir şey hatırlamadığını / hatırlamayacağını söylüyorlar ama Bill'in cevabı çok net. "O hatırlamıyor olabilir ama ben hatırlıyorum..." Günümüzde insanlar sevginin, aşkın kıymetini bilmiyorlar. Artık sevgi sözcükleri bir "merhaba" kadar sıradanlaşmış ve sevgiler yok yere bitiriliyor. Artık bu çağımızın mı gerektirdikleri diye insan kendine soruyor ama bir de şu var. İnsanın kendini bilmesi... Ayrıca daha önceki yazılarımda da yazdığım gibi "güven" ilişkisi artık yok denecek kadar az. Kimsenin kimseye güveni kalmamış. İşte tam da şu anda bizim güvenmeye ihtiyacımız var. Birbirimizden kopmamamız, sevgimizi küçültmememiz temennisi ile... Sevgiyle.

post image

Yazılı Olarak Çalışmanın Önemi

Yazılı Olarak Çalışmanın Önemi Söz uçar yazı kalır felsefesi, yaşamımızın hemen her noktasında kullandığımız bir durumdur. Sözel her ne kadar çalışmaya kalksak bile belirli bir süre sonrasında aklımızdan silinebiliyor. Fakat yazı yazarak, adeta hafızamıza jimnastik yapıyoruz. Yazdığımız her şey sanki beynimizin bir yerine kazınmış ve öylece bekliyor. Acaba bu neydi diye düşündüğümüz zaman, yazdığımız her bir harf hemen zihnimizde canlanıyor. Bu yüzden çalışma mantığınızı yazı yazarak geliştirmeniz size daha büyük fayda sağlayacak. Eğer ki çalışmalarınızdan verim almak ve başarıya kilitlenmek istiyorsanız bu yola başvurmak sizin için en iyi çözüm yollarından birisi olacaktır. Yazı yazarak çalışarak sizlerde en kısa süre zarfı içerisinde başarıya ulaşma şansına sahip olursunuz. Tarih boyunca baktığımızda pek çok imparatorluk bile yazı buluşu sonrasında, birçok eserlerini bu şekilde icra etmiştir. Yazının hayatımızda ki önemi çok büyüktür. Yazının en önemli artı yanlarından birisi de kalıcılık simgesidir. Hem yazdığınız yerde hem de hafızada kalıcı bir mekanizma görevi görür. Yazı bu denli önemli olmasaydı şuan bile yazı yazar olur muyduk?