post image

Müşteri Memnuniyetsizliğinde Kriz Nasıl Yönetilir?

Müşteri Mi Memnuniyetsiz Yoksa Biz Mi? Baş ağrıtıcı sorunlardan biri olarak görülen, kaynağına indiğimizde aslında haklı olduklarını sonradan anladığımız bir konudan bahsetmek istiyorum. Müşteri memnuniyetsizliği.. Müşteri memnuniyetsizliğinde kriz nasıl yönetilirden çok ilk olarak bir müşteri neden memnuniyetsiz olur onu irdelemek lazım. Müşteri neden memnun olmuyor, bilinçaltında yatan hizmetler neler, müşteriyi memnun edebilmek için ne yapmamız gerekiyor en önemli kıstaslardan birisidir. Eğer ki bu noktalara değindiğiniz zaman aslında çok büyük bir problem gibi gözüken müşteri memnuniyetsizliğinin aşılmayacak bir sorun olmadığını fark edeceksiniz. Kurumsal kimliğe odaklanmış pek çok firmalara baktığımızda, sadece kendi markasını yukarıya taşımak, adını duyurmak, kızışan rekabet ortamından üstün ayrılmak gibi bir çaba sarf ediyor. Oysa ki bencillik duygumuzu bir kenara atarak ilk müşteri penceresinden olaylara bakış atsak, memnuniyetsizlik bu derece patlak vermeyecek. Sadece satış odaklı düşünmek sizlere hiçbir şey kazandırmayacaktır. Evet, satışınızı müşterinize  yapabilirsiniz. Cebinize parada doldurabilirsiniz. Fakat, müşteri eve giderek ürünü kullanmaya başladığı sırada hayal dünyasında canlandırdığı bir ürün olmadığını fark edebilir. Sonra iş hem müşteriye laf anlatmakta kalır hem de firma adınızın lekelenmesinde.. Müşteriyi Memnun Etmek İçin Ne Yapılmalı? Müşteri memnuniyetlerinin sağlanması adına müşteri ihtiyaçları belirlenmeli. Müşterinin ihtiyacı nedir?, nasıl bir ürün yahut hizmet bekliyor?. Bunu anladıktan sonra filmin devamı aslında o kadar da zor değil. Bu yüzden ilk olarak  müşteriyle etkin bir iletişim yoluna başvurmanız gerekir. Müşteriyi anlamak, isteklerini belirlemeniz doğru bir çözüm yolu olacaktır. Eğer ki bu adımları uygularsanız sizin sunacağınız hizmetlerle müşteri beklentileri arasında bir paralellik çıkmayacaktır. Özellikle, müşteri şikayet yanıtlama, müşteri gözünde firma güvenilirliğini kanıtlamanız ve firma imajınıza katkı sağlamanız adına önemlidir. Müşteriyi memnun edebilmeniz adına sınır konulmayan bir iletişim içerisinde olmalısınız. Müşteri ile sıkı bir diyalog halinde olmak, değer veriyor yargısını ortaya çıkartacaktır. Müşteri ufacık sorunları göz ardı bile edebilecek kıvama gelir. Çok büyük sorunlar olduğu vakitte müşterinizi az da olsa yumuşatma başarısına ulaşmış olursunuz. Sadece Özür Dilemek Ne Kadar Fayda Sağlayacak? Ürün ve hizmetlerinizden müşteriniz memnun kalmadığında sadece bir özürle geçiştirmek ne kadar doğru? Müşteri bu durumdan ne kadar memnun kalır? Siz demeden ben cevaplayayım. Asla memnun kalmaz. Hatta bu durum ters tepki bile yaratabilir. Burada özür dilemekten çok müşterinize bir şeyler yapıyor imajını sunmak daha önemlidir. Müşteri bir şikayette bulunduğu zaman yalnızca '' özür dileriz' efendim'' demek yerine, '' sizin için neler yapabiliriz,  bu sorunu hemen sizin için çözeceğiz '' demeniz daha olumlu bir dönüş sağlayacaktır.

Çölyak Hastalığı ve Gluten Duyarlılığı Arasındaki Fark Nedir?

Glüten duyarlılığı ve çölyak hastalığının semptomları birbirine benzer tetikler gösterir.öncelikle her iki hastalığın teşhisi içinde kan testi gereklidir.kan testine ait değerler pozitif çıkarsa bir sonraki aşama olan endoskobi yapılır. Hastaya endoskobi yapılarak bağırsak hücrelerindeki doku tahribi kontrol edilir.çölyak hastalığına özgü bulgular gözleniyorsa bu hastanın “çökyak hastalığı”na sahip olduğunu gösterir.bağırsak sisteminde herhangi bir tahribat bulunmadığı halde kişinin yapılan kan testiyle alerjisi olduğu görülüyorsa literatürde “glüten enteropatisi”olarak geçen glüten hassasiyeti bulunmaktadır.gluten hassasiyetiyle doktor gözetiminde kişinin bazı ürünleri “eleme” yöntemiyle bırakması istenir.bu ürünlerin bırakılmasıyla hasta, glütensiz beslenmeye olumlu yanıt veriyorsa çölyak dışı glüten duyarlılığı teşhisi konulabilir.

Yaşanmış Aşk Hikayesi.

Merhaba arkadaşlar. Asım Yıldırım'ın "Senin İçin Ölürüm" adlı hikayesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Asım abi gerçekten inanılmaz bir şekilde seslendirmiş. Hikaye deseniz zaten mükemmel. Bize de paylaşmak düşüyor. Hikayeyi biraz anlatacak olursam; Tesadüf eseri tanışan iki kişi ve bunların dillere destan aşkını anlatıyor. Ama hikayenin sonunda ise tatsız bir olay çiftimizi bekliyor. Bu hikayeyi mutlaka dinlemeli ve yanınızda selpağınızı hazırda bulundurmalısınız. Çünkü bu hikayeyi dinleyipte ağlamamak elde değil... Birbirine bağlı iki kişinin yaşadığı zorlukları beraber aşmasından daha güzel bir şey var mıdır? Günümüzde çiftler maalesef "iletişim" kavramını unutmuş gibiler. Artık sosyal medya çılgınlığı aldı başını gidiyor. Herkes bir şeyler paylaşıyor ve yazıyor. Konuşmayı unuttuk desem inanır mısınız? Bence inanırsınız... Gerçekten konuşmayı unuttuk. Birbirimize hal hatır sormayı unuttuk. Komşumusu aç, kendi tok yatan bizden değildir kavramını unuttuk. Ahmet'in kiminle ilişkisi var desem herkes bilir ama Mehmet'in bugün evinde yemeği pişmiyor desem kimse bilmez ve umursamaz. İşin kötü tarafı bu.  Sosyal medya çıktığından beridir benliğimizi kaybettik. Kullanılmasın demiyorum. Sadece ne olduğumuzu unutmayalım yeter... Gelelim tekrar hikayemize; Hikayemizde yukarıda yazdığım gibi birbirini seven iki kişi ve yaşadıklarını anlatıyor. Çiftimiz evleniyor ve maalesef çocukları olmuyor... Bu bizim gibi insalarda olsa boşanmaya neden olur ama çiftimizde ise bu olay onları birbirine daha çok bağlamış. Birbirlerini daha çok sevmişler ve artık hepimizin hayali olan "sevdiğimin gözünün içine baktığım zaman o benim ne demek istediğimi anlar" kavramı geçerli olmuş... En iyisi ben sizi hikaye ile baş başa bırakıyor, keyifli seyirler diliyorum... Sevgiyle kalın.

Vazgeçtim.

Herkese tekrardan merhaba! Yine yazıma güzel bir şarkı ile başlamak istiyorum.  Yıldız Tilbe'nin seslendirdiği "Vazgeçtim" şarkısını bir de Haktan'dan dinlemelisiniz. Bu arada öğrendiğim kadarıyla Haktan, Niran Ünsal'ın kardeşiymiş! Haktan'ı benimle tanıştıran sevgili kuzenim Bahar'a buradan tekrar teşekkürlerimi sunuyorum :) Slow şarkılardan gidiyoruz, aşk acılarından bahsediyoruz ama ne yapacağımızı bilmiyoruz. İçimize yapışan o duygudan kurtulamıyoruz. O'nsuz nefes dahi alamaz hale geliyor ve özlüyoruz. Özlemek ne kadar berbat bir duygu öyle değil mi? Şarkıda da denildiği gibi "kaçtıkça sana geri dönüyorum...." Kaçamıyor, gidemiyorsunuz. Sadece oturup bir umutla onu görmeyi hayal ediyorsunuz. En kötüsü de geceleri oluyor. Aklımda güzel bir şiirin birkaç mısrası var. "Gece olunca başlar benim cehennemim, gün gider ve sensizliğim gelir..." Gerçekten de öyle değil mi? Gece olunca daha çok özlemez misiniz?  Ayna'nın bir şarkısı da var. "Geceler bana seni anlatıyor" şeklinde. Her nedendir bilinmez ama gece olunca insan gerçekten de daha fazla özlüyor... Gelelim bu şarkımıza.  Vazgeçtim yana yana, seni sevmeyi ağır ödüyorum diyor. Her güzelin bir kusuru vardır demişler ya, bu aslında her konu için geçerli. Aşık olur akabinde deli gibi sever ve hayatını ona endekslersin. Bir de bakmışsın ki çekmiş gitmiş... Ne olacak şimdi? O'nu sevmeyi ağır ödüyorsun işte.  Bu şekilde çektiğim birden fazla video var, bittiği zaman vlog tarzı düşünüyorum. Konuşmak yazmaktan gerçekten daha kolay :) Şimdilik benden bu kadar. Diğer yazılarda görüşmek dileği ile, Sevgiyle kalın.

Sende Unutma Beni...

Merhaba arkadaşlar. Candan ablamızın söylediği "Unutma Beni" şarkısı hakkında sizlere bir yazı yazmak istiyorum. İlk olarak Esmeray'ın seslendirdiği, daha sonra ise Barış abimizin ve de Candan ablamızın seslendirdiği "Unutma Beni" şarkısını dinlediğiniz zaman aklınıza ne geliyor? İlk aşk mı? Platonik olarak bağlandığınız, unutamadığınız kalbim, ciğerim dediğiniz mi?  Hepimizin hayatında olmuştur unutamadığımız... Yeri gelmiş ilkokulda olmuş, yeri gelmiş lisede yeri de gelmiş üniversite yıllarında... Ama mutlaka olmuştur unutamadığımız. Çalan şarkıda aklımıza gelen, yıllar sonra bile içimizi acıtan, her telefon çaldığında bir umut "O mu?" diye kendi kendimize hayalini kurduğumuz unutamadığımız... Oluyor işte, olduğu zamanki hali hepimiz biliyoruz. Erkekler içine atar, uzaklara dalar; bayanlar ise hıçkıra hıçkıra ağlar. Peki ne yapmalı bu durumda? İşin kötüsü yaşanılanlar hiçbir zaman unutulmaz. Mutlaka acı/tatlı hatırası kalır. Ama giden gitmiştir, artık gelmeyecektir. O yüzden en güzeli yeni bir sayfa açmak ve hayata o şekilde devam etmek. Saplantı haline getirmek çok kötü olur, insan normal davranışlarını kontrol edemez, etrafına karşı güveni kalmaz, sürekli çekinerek, korkarak hayatını sürdürür. Tekrar bu şarkıya dönecek olursak eğer, Yıllar önce yaptığım rutinim vardı. Her Cumatesi günü akşamı saat 19:00 civarında Kızkalesi tarafına giderdim. Akabinde arabayı park eder, sahile iner ve kumsalda yalınayak yürümek, denizin sesini dinlemek bana terapi gibi gelirdi. Sahilde yol boyu yapar başladığım yere dönerdim. Daha sonra ise büfeden meyve suyumu alır, kumsala oturur, dertlerimi tek başıma denize anlatır ve paylaşmış olurdum... Günümüzde bildiğiniz gibi güvenebileceğiniz birini bulmak çok ama çok zor. Bizler insanız ve paylaşmakta zorundayız. Bu yüzden bende kendimce böyle bir yol bulmuştum. Derdimi denize anlatır, rahatlardım. Bu benim kişisel terapim olmuştu. Saat 22:00 civarında ise tekrar geri yola koyulur ve evime doğru yola çıkardım. İşte tam bu sırada Candan ablamın "Unutma Beni" şarkısını açar, eve gelene kadar 60 km boyunca bu şarkıyı dinlerdim. Bende bu şarkının hikayesi böyle... Sizin de böyle hikayeleriniz var ise, iletişim sayfasından hikayenizi yazabilir, sitemde yayınlanmasını sağlayabilirsiniz. Sevgiyle kalın.