editorden | Aşka ve Sevgiye Dair...
Kategori

EDITORDEN

post image

Seviyorum Ama Kendimce

Sevginin, aşkın tek bir tanımı, tek bir görünümü yoktur, olamaz da. Çünkü dünyada milyarlarca insan var ve şu ana kadar da milyarlarcası gelip geçti. Dolayısıyla sevginin ve aşkın da milyarlarca tanımı yapılmış oldu. Milyarlarca insan “kendince” sevip aşık oldu. Herkes, sevgiden anladığı şekilde, sevdiğini en çok sever. Kimisi sevdiğinden, sevdiğinin iyiliği için vazgeçer; kimisi sevdiğini “sevgisi(aslında kendisi)” uğruna öldürür. Bu sevgilerden biri diğerinden daha az sevgi değildir. Aradaki fark şudur ki; herkes sevdiğini, sevgiden anladığı kadar ve şekilde sever. Nasıl ki, herkesin dinlediği müzikten, izlediği filmden, baktığı manzaradan, gördüğü renkten çıkardığı anlam farklıdır... Sevgi ve aşk söz konusu iken de aynı şey olur. Herkes baktığını aynı görmez. Herkes dokunduğunu aynı hissetmez. Herkes duyduğunu aynı algılamaz. Herkes aynı gülmez. Herkes aynı ağlamaz. Herkes aynı sevmez. Herkes aynı aşık olmaz.... Herkes farklıdır. Önemli olan, sevginin ve aşkın tarifini aynı şekilde yapmış olanların ortak paylaşımlara girmesidir. Ancak o zaman doğru yaşanır aşk. Ve bu doğru da... Sadece aşkta olan tarafların doğrusudur; ötekilerin değil. Aşkın milyarlarca tarifi vardır.

post image

Yazıklar Olsun!

Kendini senin yerine koymak, hayal etmek bile yetmez çektiğin acıları anlamaya. O masum gözlerindeki hayallerini bile yaşayamadın. Hiç affetme seni o hale getirenleri. Ama biz seni çok sevdik, koskoca bir ülke seni çok sevdi bebek. Rahat uyu. Gittiğin yerde, kaybettiğin diğer kardeşlerini bul ve onlarla ebedi mutluluğunda çok mutlu ol bebek. Biz seni çok sevdik....

post image

Çölyak ve Çocuk

İsterseniz öncelikle sindirim sistemimize kısaca değinelim. Yediğimiz her yiyecek öncelikle yemek borusundan mideye, mideden ince bağırsağa akabinde kalın bağırsağa gider. Yemek midede hazmedildikten sonra ince bağırsağa giderek gerekli olan bütün besin kaynaklarını kana karıştırır. Gerekli olan besin kaynakları ise ince bağırsakta mevcut olan villus çıkıntıları sayesinde emilir. Villus’lar olmadan vücut hiçbir besin kaynaklarını ememez. Eğer ki glutenli yiyecekler tüketirsek bu villus’lar tahrip olur, hiçbir besin kaynağı kanımıza karışamaz, büyümemiz yavaşlar ve tüm hastalıklara karşı vücudumuz  güçsüzleşir. Çölyaklı çocukta da bu durum geçerlidir. Çocuk kendi yaşıtları (akranları) gibi koşabilir, yüzebilir, okula gidebilir, oynayabilir. Tek farkı ise glüten içeren gıdaları (ekmek, simit, poğaça, hamburger, lahmacun, pide vs. vs) tüketemiyor olmasıdır.  Bunun dışında hiçbir farkı yoktur. Bu yüzden çocuğumuzu sıkı bir diyet ile koruyarak onun ömür boyu sağlıklı kalmasını sağlayabiliriz.

post image

Çölyak Nedir?

Çölyak Hastalığı (Çölyaklı) Nedir? Çölyak hastalığı aslında insan vücudunun glüten isimli proteine karşı alerjisi olma durumu olarak tıp literatüründe geçmektedir. Bunun nasıl olacağını isterseniz sizlere sıralama ile anlatayım… Çölyak hastası (Çölyaklı olarak anılacaktır) Gluten adlı proteine sahip ürünleri vücuduna aldığında, ince bağırsakta bileşenlerine ayrıştırılır ve bağırsak mukozası üzerinden kana karışır. Vücudumuzun yeterince gıda alabilmesi, ince bağırsakta çok sayıda bulunan ve VİLLUS çıkıntıları olarak isimlendirilen  kıvrımlar tarafından sağlanmasıdır. Çölyaklılar, glüten adlı proteini vücuduna aldıklarında bağırsak mukozasındaki alerji nedeni ile villus çıkıntıları ve kıvrımları zarar görerek azalır ve küçülürler. Bu küçülme nedeni ile bağırsağın yüzölçümü bayağı azalır. Azalma ile beraber alınmış olan glutenli gıdalar emilemez hale gelir. Bu yüzden de beslenme yetersizliği akabinde de hastalık belirtileri ortaya çıkar.   Şimdi Çölyak Hastalığının Belirtilerini Maddeler Halinde İnceleyelim Kilo orantısızlığı (Normal kilonuzun dışında bir zayıflık) Kas Zayıflığı Kansızlık Büyük tuvalet ihtiyacının artması ve dışkıda anormallik Kusma (istiğfar) hali İştahsızlık Büyümede gerilik Ağız içinde oluşan yaralar Gaz şikayetleri Kemik ve eklem ağrıları Ciltte kaşıntılı döküntüler Asabiyet hali   Çölyak Hastalığının Tanısı Çölyak hastalığı aslında her yaşta tespit edilebilen bir hastalıktır. Belirtiler genellikle başka hastalığı düşündürmektedir. Örneğin kansızlık, erken osteoporoz  gibi. Tanı ise kan testleri ve ince bağırsak biyopsisi ile kesin teşhis konmaktadır.   Çölyak Hastalığının Tedavisi Çölyak hastalığının tedavisi glütensiz sıkı bir diyettir.  Glutensiz bir diyet ile çölyaklının herhangi bir şikayeti olmaz. Çünkü diyet ile beraber düzleşen ince bağırsak yüzeyi normal halini ve işlevini yeniden kazanmış olur. Fakat unutulmamalıdır ki; az miktarda alınan glüten bile bağırsak üzerindeki tahribatın yeniden oluşmasına neden olur.  Az miktarda alınan glüten ile yukarıda yazdığımız çölyak hastalığı belirtileri yeniden ortaya çıkar. Bunun da geçme süresi çölyaklının yaşı, kilosu, vücut direnci, ince bağırsaktaki tahribat derecesine kadar değişiklik göstermektedir. Çölyak Hastalığının Tedavi Süresi Maalesef şu anda tıp daha da gelişene kadar bunun tedavi süresi (glütensiz beslenme) ömür boyu sürmektedir. Yapılan araştırmalara göre 2014 yılından itibaren doktorlar/profesörler tarafından kanıtlanan tek tedavi şekli budur. Glutensiz beslenmenin bırakılmasının ardından tedavi edilmesi çok daha zor olan hastalıklara davetiye çıkardığının da bilinmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki; Glutensiz beslenmede (diyetin) yapılan ihlal (kaçamak) yada ihmallere rağmen çölyaklı tarafından hissedilebilir şikayet olmaması kesinlikle glütensiz beslenmeden vazgeçileceği anlamı taşımıyor.

post image

Hayır Diyebilmek

Artık yapmak istemediğimiz ve yapmaktan hoşlanmayacağımız her şeye HAYIR deme vakti gelmedi mi? Karşımızdaki kişi kırılmasın, incinmesin, bize kızmasın, bizim hakkımızda kötü düşünmesin, bizden vazgeçmesin… Artık bunları düşünerek HAYIR diyemeyip yaptığımız, hem yaparken hem de sonrasında mutsuz olduğumuz günleri geride bırakmanın zamanı gelmedi mi? İnsanların bizleri olduğumuz gibi kabul etmeleri yargılamamaları bizim düşüncelerimize de saygı göstermeleri anlayışlı olmaları çok hayali bir beklenti mi? HAYIR diyemeyip istemeden yaptığımız her şeyde kendimizden taviz veriyoruz. Ruhumuz ve kişiliğimiz hep zarar görüyor. Kendimize olan saygımız güvenimiz zedeleniyor. Kendimizi kendi gözümüzde değersizleştiriyoruz.  Bunlardan dolayı da kendimize kızıp kendimizi cezalandırıyoruz. Karşımızdaki kişinin veya kişilerin ise bizim bu iç savaşımızdan hiç haberi olmuyor. Kendi isteklerinin yerine gelmesinin mutluluğuyla bir teşekkür edip yollarına devam mı ediyorlar?  Hayır. Çok kıymetli büyüğümden duyduğum ve inandığım şu cümleyi sizlerle paylaşmak istiyorum                                                     ‘ Fazla taviz mütecavizin taarruzunu arttırır ‘  İşte çevremizdeki insanlar bu sözün doğruluğunu kanıtlarcasına hep ; ‘nasıl olsa kıramıyor, o zaten alışık , ne olacak sanki bunu da yapıversin.’  düşünceleriyle daha fazlasını istiyorlar.  Elini verip kolunu kaptırmak misali. Sabır taşımızın çatladığı, bardağımızın dolup ta taştığı nadir anlarda itiraz etmeye, hayır demeye çalıştığımızda ise;  istekleri yapılacak diye bekleyen o insanlara sanki dünyanın en büyük kötülüğünü yapıyormuşuz gibi   onların kırıcı tepkilerine maruz kalıyoruz. Bizler ancak kendimizin farkına varıp, bu davranışımızdan rahatsız olup, değişmeye karar verdiğimizde; bilinçaltımızda yatan problemi bulup çözüm sürecini başlatabiliriz. Ancak bu şekilde kendimizi özgürleştirip insanlara bu dünyada bizim de  bir yerimiz  olduğunu, isteklerimiz olduğunu  gösterebiliriz. En önemlisi ise kendimize saygı duyabilir,  kendimizi sevebilir ve değerli görebiliriz. Böylece insanların ne düşündüklerini önemsemeyip ,  gerçek sahibimizin bir tanesi ve kıymetlisi olduğumuzu hatırlarız…