genel | Aşka ve Sevgiye Dair...
Kategori

GENEL

post image

HUZUR

Kaçıyorum… Betonların, kargaşanın, stresin, gerginliğin ve en önemlisi de insanların olmayacağı huzur dolu bir yere. Patika yolun sonunda arabamdan inip görkemli ağaçların, rengârenk kır çiçeklerinin olduğu ormana doğru yürüyorum. Tatlı bir rüzgâr yanağıma hoş geldin dokunuşu konduruyor.  Dans eden yaprakların hışırtıları kuşların cıvıltılarına karışıyor. İlerledikçe daha önce hiç görmediğim çiçeklerin kokuları başımı döndürürken;  arıların,  hangisinden bal alsam der gibi koşturmacalarını fark ediyorum. Biraz daha gidiyorum neler görebileceğimi merak ederek. Uzaktan sakin dalga sesleri geliyor. Sese doğru ilerlemeye başlıyorum ve bu arada gördüğüm muhteşem çiçeklerden küçük bir demet yapıyorum. Her birinin kokusu o kadar güzel ki,  böyle güzel kokuların en lüks parfümlerde bile olamayacağını düşünüyorum. Güneşin ışıkları,  ağaçların arasından kırılarak gelirken sadece etrafı değil beni de aydınlatıp ısıtıyor. Ağaçların dallarında oynayan sincaplar ile kendilerine de yer verilsin isteyen serçeler arasında tatlı bir çekişme var sanki. Sonunda ağaçların seyrekleşip çiçeklerin yol gösterdiği,  sakin dalga seslerinin sahibi olan huzur gölüne ulaşıyorum. O kadar temiz, duru, dingin ve sakin görünüyor ki daha önce hiç kimse tarafından keşfedilmemiş,  beni beklemiş gibi. Göz alabildiğine nilüferler arasında görünen minik kurbağalar, balıklarla arkadaş olmuşçasına sohbet ediyorlar. Beyaz kelebekler, uğur böcekleri, yusufçuklar… Her şey o kadar dengeli, huzurlu ve ahenkli ki kendimi gölün sularına bırakıp sonsuza dek bu ortamın parçası olmak ve kaybolmak istiyorum. Tam bu duygularla gölün kıyısına yaklaşırken arkamdan gelen sese dönüyorum. Bembeyaz,  güçlü ve kendinden emin adımlarla gelen bir Unicorn.  Sevgi ve şefkatle yaklaşan bu muhteşem güzelliğe dokunmak için tam elimi uzatıyor ve uyanıyorum…  

post image

Seviyorum Ama Kendimce

Sevginin, aşkın tek bir tanımı, tek bir görünümü yoktur, olamaz da. Çünkü dünyada milyarlarca insan var ve şu ana kadar da milyarlarcası gelip geçti. Dolayısıyla sevginin ve aşkın da milyarlarca tanımı yapılmış oldu. Milyarlarca insan “kendince” sevip aşık oldu. Herkes, sevgiden anladığı şekilde, sevdiğini en çok sever. Kimisi sevdiğinden, sevdiğinin iyiliği için vazgeçer; kimisi sevdiğini “sevgisi(aslında kendisi)” uğruna öldürür. Bu sevgilerden biri diğerinden daha az sevgi değildir. Aradaki fark şudur ki; herkes sevdiğini, sevgiden anladığı kadar ve şekilde sever. Nasıl ki, herkesin dinlediği müzikten, izlediği filmden, baktığı manzaradan, gördüğü renkten çıkardığı anlam farklıdır... Sevgi ve aşk söz konusu iken de aynı şey olur. Herkes baktığını aynı görmez. Herkes dokunduğunu aynı hissetmez. Herkes duyduğunu aynı algılamaz. Herkes aynı gülmez. Herkes aynı ağlamaz. Herkes aynı sevmez. Herkes aynı aşık olmaz.... Herkes farklıdır. Önemli olan, sevginin ve aşkın tarifini aynı şekilde yapmış olanların ortak paylaşımlara girmesidir. Ancak o zaman doğru yaşanır aşk. Ve bu doğru da... Sadece aşkta olan tarafların doğrusudur; ötekilerin değil. Aşkın milyarlarca tarifi vardır.

post image

Yazıklar Olsun!

Kendini senin yerine koymak, hayal etmek bile yetmez çektiğin acıları anlamaya. O masum gözlerindeki hayallerini bile yaşayamadın. Hiç affetme seni o hale getirenleri. Ama biz seni çok sevdik, koskoca bir ülke seni çok sevdi bebek. Rahat uyu. Gittiğin yerde, kaybettiğin diğer kardeşlerini bul ve onlarla ebedi mutluluğunda çok mutlu ol bebek. Biz seni çok sevdik....

post image

SEVGİ TÜRLERİ

Uzmanlara göre üç farklı sevgi türü var. Birincisi  ; ‘ EĞER ‘ e dayanan sevgi. Anlamı ; kişinin sevgisinin bir şarta bağlı olması. Kulağa ne kadar bencilce geliyor değil mi? Çevremize şöyle bir dikkatlice bakarsak sevgisi EĞER ‘e dayanan birçok insan görebiliriz. Gerek özel hayatımızda gerekse iş hayatımızda bu şekilde şartlı sevgi ile bize değer biçmeye çalışan insanlar oldukça fazla. Maalesef en yakınımız, canımız dediğimiz anne –babalarımızda bile bu çeşit sevgiye rastlamak mümkün. Nasıl mı? ‘EĞER ;  yemeğini bitirirsen , odanı toplu tutarsan , yaramazlık yapmazsan , sözümü tutarsan , sınavında başarılı olursan , benim istediğim mesleği - eşi  seçersen , senin için uygun gördüğüm hayatı yaşarsan ...’  seni SEVERİM.  ‘EĞER ; benim için .... yaparsan , ..... işlerimi bitirirsen  , sana yüklediğim sorumlulukları artırsam da itiraz etmezsen , hep cefakâr –fedakâr olursan, ..... ‘ seni SEVERİM. Bu çeşit sevgi EĞER ‘ e maruz kalan kişi için hep yorucu ve yıpratıcıdır. Aynı zamanda karşıdan gelen istek gerçekleşemediğinde kişi için yıkımdır. Diğer insanlara karşı da güven sarsıcıdır. Etrafınızda böyle insanları fark ettiğinizde kendi ruh sağlığınız için onlardan uzak durmanızı tavsiye ederim.  İkincisi; ‘ ÇÜNKÜ ‘ ye dayanan sevgi. Anlamı ; kişinin sevgisinin istediği bir davranışın devam etmesine bağlı olması. Bu sevgi çeşidi  EĞER ’e dayanan sevgiyle benzerlik gösterir. Buradaki fark ,  zaten yapılan bir davranışın  zamanla bırakılması veya var olan durumun  değişmesi şartına bağlı olmasıdır. Bilim adamları ,  EĞER ile başlayan sevgilerin zamanla ÇÜNKÜ ‘ ye dönüşme ihtimalinin yüksek olduğunu savunuyorlar. ‘ Seni seviyorum ÇÜNKÜ ;  çok güzelsin veya yakışıklısın , benim sözümden hiç çıkmıyorsun , bana hiç itiraz etmiyorsun , istediğim her şeyi alıyorsun ,  çok sabırlısın , kariyerin var , paran var , ...’ Bu sevgi çeşidi de menfaat üzerine dayalı olduğu için zamanla durum ve davranışlar değişince maalesef bitmeye mahkum oluyor. Kişiyi hayal kırıklığına uğratan , güvendiği dağlara kar yağdıran bu sevgi türü kişide  parçalanmış  bir kalp ,  yıkılmış bir iç dünya bırakıyor . Böyle bir sona maruz kalmamak için çevremizdeki ve bize yakın olmak isteyen insanları tanıyıp ona göre  gardımızı  almamız gerekir.   Üçüncüsü ‘RAĞMEN’ e dayanan sevgi. Anlamı ;   kişinin sevgisinin olumsuzluklara RAĞMEN kişiyi  olduğu gibi kabul edip onun  hep olumlu özelliklerine odaklanarak daim olması.  ‘ Seni ;  kötü  alışkanlıklarına , bazı sinir bozucu  davranışlarına , kronik rahatsızlıklarına  , eksik uzuvlarına , ...’  RAĞMEN seviyorum. Bu çeşit sevgi farkında olarak veya olmayarak birçoğumuzun hep aradığı ,beklediği  fakat  çok nadir bulunan bir  sevgidir . İnsanın çevresindeki insanları  menfaatsiz , beklentisiz, değiştirmeye çalışmadan olduğu gibi sevmesi , onlara değer vermesi  bu hayatta bulunmaz bir nimet. Böyle insanlar anlayışlı , güvenilir ve sağlam karakterlidirler . İsteyerek kimseyi incitip kırmazlar.  Bu sevgi çeşidiyle seven insanları bulursanız yakınınızdan ayırmayın derim. Çünkü hayat mücadelesi  onlarla kolaylaşıp daha çekilir hale gelir. Bu durumda siz çevrenizdeki insanları hangi sevgi çeşidiyle seviyorsunuz ?  Peki çevrenizdeki insanlar sizi hangi sevgi çeşidiyle seviyor ???

post image

Çölyak ve Çocuk

İsterseniz öncelikle sindirim sistemimize kısaca değinelim. Yediğimiz her yiyecek öncelikle yemek borusundan mideye, mideden ince bağırsağa akabinde kalın bağırsağa gider. Yemek midede hazmedildikten sonra ince bağırsağa giderek gerekli olan bütün besin kaynaklarını kana karıştırır. Gerekli olan besin kaynakları ise ince bağırsakta mevcut olan villus çıkıntıları sayesinde emilir. Villus’lar olmadan vücut hiçbir besin kaynaklarını ememez. Eğer ki glutenli yiyecekler tüketirsek bu villus’lar tahrip olur, hiçbir besin kaynağı kanımıza karışamaz, büyümemiz yavaşlar ve tüm hastalıklara karşı vücudumuz  güçsüzleşir. Çölyaklı çocukta da bu durum geçerlidir. Çocuk kendi yaşıtları (akranları) gibi koşabilir, yüzebilir, okula gidebilir, oynayabilir. Tek farkı ise glüten içeren gıdaları (ekmek, simit, poğaça, hamburger, lahmacun, pide vs. vs) tüketemiyor olmasıdır.  Bunun dışında hiçbir farkı yoktur. Bu yüzden çocuğumuzu sıkı bir diyet ile koruyarak onun ömür boyu sağlıklı kalmasını sağlayabiliriz.